Yetmiş yıldır hiç yemek yemeyen ve içmeyen insanlar hâlâ hayatta! Evet, yanlış okumadın, yetmiş yıldır yemek yemeden ve içmeden yaşayan insanlar aramızda dolaşıyor! Uzaydan gelmedikleri hâlde nefes ve ışıkla beslenen insanlar var. Gelecekten değil, günümüzden bahsediyorum, 30 binden fazla insan yemek yemeden ya da içmeden yaşıyor. Üstelik kendi aralarında oluşturdukları bir grup da var. Profesyonel web siteleri, konferans veren uzmanları, birçok farklı organizasyonları, yazarları, tanıtım filmleri, eğitim ve sağlık merkezleri var. Bu konuda en son Avusturyalı yönetmen Erwin Wagenhofer tarafından “Am Anfang war das Licht” adlı bir belgesel film sinemalarda gösterime girdi.

Yemeden içmeden yaşayan insanlara ışık ve nefesle beslenenler anlamında “breatharian” deniyor. Breatharianların dünya geneline yayılmasına öncü olan kişi Avustralyalı Jasmuheen Ellen Greve’dir. Nasıl breatharian olunacağı konusunda birçok kitap yazmış, dünyanın her tarafında konferanslar ve seminerler vermiştir.

Hint fakiri Prahlad Jani, sekiz yaşından beri aç ve susuz yaşıyor. Uzmanların incelemeye aldığı Jani’nin bütün organlarının normal bir insanınki gibi çalıştığı görülmüş. Pek çok insanın yemek yemeden, vücudundaki protein stoklarını kullanarak haftalarca yaşaması mümkün. Ancak uzmanlara göre ortalama bir insan su içmeden üç ya da dört gün yaşayabilir. Oysa Hindistan’da yaşayan Prahlad Jani yaklaşık yetmiş yıldan beri hiçbir şey yiyip içmiyor. Doktorları şaşırtan Hint fakiri, yaklaşık on dört gün Hindistan’ın batısındaki Ahmedabad şehrinde gözetim altında tutuldu. Hastanenin temsilcisi Dr. Dinesh Desai’nin yaptığı açıklamada, Hint fakirinin bu süre boyunca da hiçbir şey yemediğini, tuvalete de çıkmadığını, zihinsel ve fiziksel durumunun gayet iyi olduğunu belirtti.

Dr. Desai,“Kendisine yaptığımız testler vücut mekanizmasının normal bir insanınki gibi çalıştığını gösteriyor,” diyor. Seksen yaşını aşmış olan Jani zamanının çoğunu Gujarat şehrinde Ambaji Tapınağı’nda, her şeye boyun eğmiş bir şekilde oturarak geçiriyor. On dört gün tuvaleti sımsıkı kapanmış olan bir odada kalarak sürekli video kamerayla gözetlenmiş. Jani’nin tek yaptığı şey azıcık bir suyla ağzını çalkalamak. “Yemeğe ve suya ihtiyaç duymuyorum,” diyen Jani, sekiz yaşındayken ilahi bir güç tarafından kutsandığını ve o zamandan beri böyle yaşadığını söylüyor. Bu sence nedir? Jani açık ve net diyor ki ben buna inanıyorum ve böyle davranıyorum. Kendisini araştırmalarım için ziyarete gittiğimde, bazı sorunlardan dolayı görüşme fırsatım olmadı. Ama Jani sadece bilincindeki bu inancı geliştirmiş ve ömrünün yetmiş senesini yemek yemeden yaşamış.

Dünya genelinde bu şekilde yaşayan bir değil, iki değil, tam 30 binden fazla insandan bahsediliyor. Savunma Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyette bulunan enstitünün müdürü, tahlil sonuçlarının doğal afetlerde, çetin şartlar altında veya Ay ve Mars’a seyahat gibi uzay yolculuklarında hayatta kalma stratejisi olarak katkıda bulunabileceği yorumunu yaptı.

Jani gibi hiçbir şey yemeyen ve içmeyen insanlar kendilerini “Ototrof” olarak adlandırıyorlar. Bu terim, “kendi yiyeceğini yapabilen organizmalar” anlamına geliyor. Rus bir ototrof olan Irina Novozhilova, bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor:“Uzun yıllar önce böyle yaşamayı keşfetmiş insanlar var. Başta Vernadsky olmak üzere Rus filozoflar, insanların yemek yemeden yaşayabilmeleri üzerine araştırmalarına devam ediyorlar.”

Yeryüzünde yaşayan tüm canlılar ototroflar ve heterotroflar olarak ikiye ayrılıyor. Güneş ışığı ve havadan beslenen yani fotosentez yapan bitkilerin büyük bir kısmı ototroflar grubuna giriyor. İnsanlar ve hayvanlar ise heterotroflar grubuna dâhil. Onlar diğer canlıları yiyerek hayatlarını devam ettiriyorlar. Bu nedenle yemeden ve içmeden yaşayan insanlar bitkilere daha yakın. Moskova’da da bu şekilde yaşayan bir grup var. Onlar da Konstantin Vasiliev Müzesi’nde bir araya gelerek deneyimlerini paylaşıyorlar. Çocuğunu sekiz yaşına dek emziren bir annenin çocuğunun da ototrof olabileceği görüşündeler. Bu gruptaki yemeyen ve içmeyen kadınların çocuklarına yetecek kadar sütlerinin bulunması da oldukça ilginç. Ototrofların özellikle altını çizdiği konu, bir anda yemeden ve içmeden kesilmenin mümkün olmadığı yönünde.

Ukrayna’nın en ünlü ototrofu Zinaida Baranova, çocuğunun ölümünün ardından çok şiddetli acılar yaşamış ve ilk başta et yemeyi bırakmış. Bir gece rüyasında Hz. İsa tarafından dünya besinlerini yemesine gerek kalmadığını, onu ışık ve sevgi ile besleyecekleri söylenmiş. Bunu inanç hâline getiren Baranova beş yıldan beri yemek yemeden ve su içmeden yaşıyor. Son derece enerjik ve neşeli bir kişiliği olan Baranova, üstelik şişman! Yemediği hâlde zayıflamayı hiç düşünmediğini söylüyor. Uzmanlar yetmiş yaşına yaklaşan Baranova’nın biyolojik yaşının yirmi olduğunu söylüyor.

Ototrof, ışık enerjisi veya kimyasal enerji kullanarak inorganik maddelerden kendi organik besinini üretebilen canlıdır. Yaşamsal etkinliklerini sürdürebilmek için gereksinme duydukları tüm organik bileşikleri, doğrudan doğruya inorganik bileşikleri sentezleyerek elde ederler. Bu canlılar, karbondioksiti indirgeyerek organik bileşikler sentezlerken, işlemin kimyasal karakteri dolayısıyla enerjiye gereksinim duyarlar. Bu enerji ve ışık büyük ölçüde güneş ışığından sağlanıyor.

Uzmanlar susuz yaşamanın mümkün olmadığı görüşünde birleşmiş. Hacettepe Tıp Fakültesi Moleküler Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Aksöz bu gibi yemeden ve içmeden yaşayan insanların incelenmesi gerektiğini söylüyor. “Ototrofi çeşitli şekillerde olur, birincisi kimyasal besinlerden alınarak ikincisi ise fotosentez yoluyla. Bu insanların fotosentez yaptığını söylemek zor. Çünkü fotosentez bitkilere has bir özelliktir. Bu vakada, birtakım simbiyotik canlılar vücudunda yaşıyor olabilir. Simbiyotik dediğimiz canlıların oluşturduğu enerji potansiyelini kullanıyor olabilir ama doğrusu bu yaklaşımların hiçbiri beni tatmin etmiyor. Bu gibi vakaları şimdiye kadar hiç görmedim fakat çok düşük besin düzeyinde yaşayan insanların varlığından haberdarım.” İnsanların hiç gıda almadan yaşamaları mümkün ama susuz asla olmaz, deniyor.

Değerli okuyucularım, bu olay şaka gibi ama gerçek. Uzmanların bu duruma anlam verememesini anlayabiliyorum. Hindistan’daki ziyaretlerimde bu ve bunlara benzer birçok konuyu araştırma fırsatım oldu. Hindistan çok renkli insanlarla dolu. İçlerinde birçok şaklaban olmasına rağmen, imkânsız gibi görünse de sıra dışı gerçekler var. Sebebi de çok fazla farklı inancın bir arada yaşaması. Sonuç olarak şahsi kanaatim, insan zihni neye inanırsa yaşamında ve bedeninde her türlü değişimi gerçekleştirebiliyor.

Yazan Deniz Egece ” Zayıfalam Son Söz ” kitabından alıntıdır.

 

Paylaş

Yorum yaz

Lütfen yorum yazın
Lütfen adınızı buraya girin