Şefkat; Türk Dil Kurumuna göre ‘’sevecenlik’’ olarak tanımlanmaktadır. Merhamet ve sevgi ile beraber acıyı anlayabilme ve bunu paylaşabilmektir. Dolayısıyla şefkat gören ya da şefkat gösteren kişiler birbirlerinden eksik ya da fazla değildir. Başkalarına gösterdiğimiz şefkati, anlayışı kendimize de göstermemiz ise öz-şefkat olarak tanımlanır. Başkalarına gösterdiğimiz şefkati kendimize gösteriyor muyuz? Kendimizle kucaklaşabiliyor muyuz? Şefkatin filizleri doğuştan içimiz de yeşermeye başlarken; öz-şefkat sosyal çevreye, kültüre, gelenek ve göreneklere göre şekil alıp onunla ilgilendiğimiz zaman yeşerir.

Hepimiz hayatımızda iniş çıkışlar yaşıyoruz. Zor zamanlar geçiriyoruz. İnsanoğlu olumsuz durumları, başarısızlıkları; olumlu duygulara, başarılara göre daha seçici görme eğilimindedir. Böyle zamanlarda bu durumu sadece biz yaşıyormuşuz, sadece bizim başımıza geliyor gibi hissedip kendimizi acımasızca eleştirmek yerine daha anlayışlı ve yaşadığımız bu acının evrensel olabileceğini farkına vararak kendimizle barışmak doğru bir yaklaşımdır. Başkalarına çekinerek aktaracağımız hatta hiç söylemeyeceğimiz sözleri kendimize neden acımasızca dile getiririz? Kendimizi olaylar karşısında tarafsız değerlendirmek yerine acımasızca eleştiri bize zarar verir. İnsanoğlu sürekli bir değişim, gelişim ve farkındalık süreci yaşamaktadır. Kendine öz-şefkat gösteren bireyler yaşadıkları zorluklar karşısında mükemmeliyetçi bir tutum yerine her olayı kontrol edemeyeceğinin farkındalığında olup kendini kabul eder.

Kendimize öz-şefkat göstermeye başladığımızda bedenimizin isteklerini duymaya başlarız ve stres, anksiyete, depresyon gibi ruhsal problemlerimizi kontrol altına alabiliriz. Çevreyle olan diyaloğumuz gelişir. Ailemize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza kısacası sevdiğimiz kişilere karşı daha pozitif ve özgüvenli tutumlar sergileriz. Osho ‘’Sadece şefkat iyileştiricidir. Çünkü insanın içindeki tüm hastalıklar sevginin eksikliğinden kaynaklanır.’’ Sözüyle öz-şefkatin hayatımızı ne derece etkilediğini belirtmiştir. Öz-şefkati çocuklukta öğrendiğimiz ya da sosyal çevreden aktarılanlardan ötürü bencillik olarak görebiliriz. Neden önce kendimi seveyim? İnsanlar bana ne der? Gibi düşüncelerimizde yarattığımız sorulardan dolayı kendimize sevecen olamıyor muyuz? Uçak yolculuklarında denk gelmişizdir; oksijen maskesini önce kendimize sonra çocuğumuza ve yanımızdakilere takalım. Çünkü kendimize iyi davranırsak ona iyi bakarsak sevdiklerimizi de olumlu yönde etkileriz. Deniz EGECE ‘Zayıflamada’ Sonsöz kitabında

“Bilincinde ne varsa onu verirsin, ne verirsen onu alırsın. İçinde güven varsa insanlara güvenirsin, güvenirsen sana da güvenirler. Kendine saygın varsa sen de saygı görürsün, kendini seversen sen de sevilirsin.’’ sözüyle kendi özümüzün farkındalığının ne kadar güçlü olduğuna dikkat çekmiştir.

Sonuç olarak öz-şefkati hayatımıza nasıl dâhil edebiliriz? İçimizdeki bene dönebilmeli, onun isteklerini duyabilmeyi ve çözüm üretmeyi ertelememeliyiz. Kendimizle sohbet edip beklentilerini, isteklerini açıkça sorabilmeliyiz. Kendimizin en yakın dostu olabilmeyi sağlamalıyız. Kendimize alan yaratıp sorunlardan kaçmak yerine o sorunları kabul etmeliyiz. Kendimizi affedip her zaman yaptıklarımızdan daha iyisini yapabileceğimizi hatırlatmalıyız. Unutmayalım ki biz kendimizi seversek, değer verirsek, karşımızdaki insanlarda bize değer verir. Kendimize şefkat göstermeyi ertelememek ve bolca öz-şefkat dileklerimle…

 

Deniz Egece Enstitüsü  

Psikolog Şeyma Yaşar