Beden, Türk Dil Kurumuna göre canlı varlıkların maddi bölümüne verilen addır ve insanın sahip olduğu en değerli ve değişmez servettir. Kişi bedenini anne karnında inşa eder ve bedeni ile dünyaya gelir. Kişinin fiziksel varlığını ifade eden dışarıya saçtığı ışığın aracıdır beden. Somut dünyada sahip olunan her şeyi kişi bırakabilir, fakat bedenini kaybeden bir kişi dünyada yaşamını sürdüremez. Beden ile savaşmak kişinin hayatında her anlamda dengesizlikler getirecektir. Beden ile dünyayla iletişime geçeriz, hareket ederiz, aile kurarız, meslek sahibi oluruz, sosyalleşiriz yani kısacası hayatta yaptığımız her şeyi bedenimiz sayesinde yaparız. Beden kişinin herkesten ve her şeyden önce en yakın arkadaşıdır onunla kavga etmek savaşmak demek bedenin ona karşı tepki göstermesi, kendisini bozması ve hasta etmesi demektir. Bu durum sonucunda kişi ne kadar tıp doktorlarına, diyetisyenlere başvursa da kesin köklü bir çözüme ulaşamayacaktır çünkü bu yüzeysel, geçici bir çözüm olacaktır. Kişi bedeni ile bir ahenk içinde olmadığı sürece hayatının her alanını etkileyecek olan dengesizlikler yaratacaktır.

Bedenin bir yazılımı vardır bu yazılım bize yaradan tarafından hayattaki varlığımızı sürdürebilelim diye verilmiştir. Dünyayı ve canlıları oluşturan güç; dünyadaki varlığımızı bedenimiz ve bu yazılım sayesinde gerçekleştirme fırsatı vermiştir.

İnsanı oluşturan bir diğer yapı ise soyut olan zihnimizdir. Zihin ‘canlının duygu ve davranışlar dışındaki ruhsal süreç ve etkinliklerin bütünü ’ne verilen addır. Dünyaya gelişimiz ile öz bir varlık olan zihin, öncelikle hayatta kalabilmek adına gereken bütün bilgiler ile varlığını sürdürür. Zamanla edindiğimiz bilgileri, oluşan inançları, deneyimleri, sonradan edindiğimiz bilgileri bilinçaltı dediğimiz sonsuz bir alanda biriktiririz. Çoğunu sentezleyemediğimiz bu bilgiler ileriki yaşlarda çeşitli dengesizlikleri, yani beden ve zihin arasındaki kopukluğu meydana getirir.

Deniz EGECE ‘Zayıflamada’ Sonsöz kitabında beden ve zihni evli bir çifte benzetmektedir. Burada erkek, zihni kadın da bedeni temsil etmektedir. ‘Çift ölene kadar ayrılamaz ve birlikte ölür’ der. Yukarıda bahsettiğim ahenk ancak zihin ve bedenin uyumu ile yakalanacak bir şeydir. Dünyaya geldiğimizde tıpkı yeni evlenmiş bir çiftin uyumu gibi uyumludur bu iki yapı fakat zamanla yapısal olarak farklılıklarından dolayı zihin yani erkek dışarıya daha fazla yönlenmeye, başka telkinlere kulak vermeye, sorgusuz sualsiz doğru kabul ettiği bilgiler sayesinde kadından yani bedenden uzaklaşmaya başlar. Kadını dinlemez, mesajlarını ve sinyallerini algılayamaz, nereye giderse rızası olmadan bedenide oraya çekiştirmeye başlar. Beden bir süre kendisini ifade etmeye çalıştıktan sonra anlaşılmadığını anladığında çeşitli tepkiler vermeye başlar bunlar şekil bozuklukları, çeşitli rahatsızlık, hastalık ve alerjiler olabilir. Yıllarca göz ardı edilmiş bir beden kendisini ifade edecek bir yol bulacaktır.

DENİZ EGECE ENSTİTÜSÜ

Nörobilim Uzm. Virginia Çivi