Örüntü enerjilerin düzenli olarak birbirini takip edip yenilenerek değişmesi, gelişmesidir. Bedenimizde saniyede 10 milyon hücre ölür ve 10 milyon hücre yeniden doğar. Bir müddet sonra beden tekrar kendini yeniler. Bir ömür içerisinde onlarca yenilenme gerçekleştiririz, yaşarken birçok kez yeniden doğarız. Organların ve hücrelerin kendini yeniliyorsa, o zaman hastalıkları yenme ya da sağlıklı bir bedende olmak son derece doğaldır.

Örüntü olmamız, canlı olmamıza neden olur. Bilinçteki bilgi, enerji ve atomlarımız anbean değiştiği için canlı olmaktayız. Hiç bir zaman sen aynı sen olamazsın! Diyelim ki birisinin kalbini kırdınız ve o kişi ile ertesi gün tekrar bir araya geldiniz. Ne o kalbi kıran kişi, ne de o kalbi kırılan kişi aynı kişi değildir. 24 saat içinde her ikisi de milyonlarca hücre, enerji ve bilgi olarak değişime uğramış ve farklı kişiler olmuşlardır.

Anbean farklı bir görüntü ve farklı bir ben oluruz 

Bedenimizdeki organlar farklı farklı zaman dilimlerinde tamamen yenilenirler. Cilt hücreleri ayda bir, karaciğer altı haftada bir, mide beş günde bir, bazı kemikler de on iki ay gibi diyebiliriz. Bedenin biyolojik kısmının %98 i  bir sene içinde tamamen yenilenmektedir.

Anbean ölen hücrelerin yerine anbean taze ve sağlıklı hücreler gelir. Bilinçteki bilgiler değişmezse, kilo ya da hastalığa neden olan bilgiyi, yeni doğan hücrelere aktararak hastalıkların ya da fazla kiloların devamlılığını sağlarız.

Beden biyolojik olarak anbean kendini yenilerken, bilinçteki inanç ve duygular yeni doğacak olan hücreleri etkilemeye devam eder. Bilinçteki yıkıcı bilgi değişmemiş ise, yeni doğan hücrelerde geçmişteki hücreler gibi etkilenerek eş benzerlikte (hastalık) devamlılığını oluşturur.

Bedenimizdeki şekil bozukluklarını ve hastalıkları sadece düşünce ve duygularımızla üretmiyoruz, aynı zamanda algı ve inançlarımızla da devamlılığını sağlıyoruz.

Dünyayı beden olarak düşünürsek, insanlık da örüntü prensibiyle çalışıyor. Bedenimizdeki gibi, Dünyamızda anbean binlerce insan ölüyor ve binlerce insan doğuyor. İnsanlık da yüz elli sene içerisinde bir beden ömrü gibi ölüp yeni bir insanlık doğuyor.

Bu dünyada 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u aldığını, Albert Einstein’in ışık hızını keşfettiğini, Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurduğunu hepimiz biliyoruz. Geçmişte yaşayan o insanlar şimdi yok! Fakat bizler yeni doğanlara bu bilgileri aktararak devamlılığını sağlıyoruz. Yeni doğanlarda bu bilgilerle Dünyayı anlıyor ve algılıyorlar.

İnsanda kendi bilgilerini yeni doğan hücrelere aktararak hastalıklarını ya da şifayı, beden şeklinin ortaya çıkmasına neden oluyor.  

Geçmişimizi silemeyiz elbette ama onu etkisiz hale getirebilir, gelecekte olmasını istediğimiz düşünceleri ve yeni inançları oluşturabiliriz.

Bazı kanser hastaları hayattan umutlarını kesmişken, hayatın tadını çıkartmaya başlarlar, komedi filmleri seyrederler, kahkaha ve neşe içerisinde son günlerini yaşarlar. Bedene hayat veren bu bilgilere yöneldiklerinde, yeni doğan hücrelerde yaşam bulur, eski kanser hücreleri de zaman içinde bedeni terk eder. Bu şekilde de beden tekrar sağlığına kavuşmuş olur.

Kilo yapan inançlarımızı ertesi güne aktarmak, aynaya baktığımızda şişman beden resmimizi düşüncede aktarmak, dünkü düşüncelerin devamını taşımak, aynı davranışları tekrar etmek kilonun bedende kalmasına ve devam etmesine sebep olur.

Deniz Egece…ş2s