Sağlıklı ve sağlıksız gıdalar, zararlı ve faydalı gıdalar, doğal gıdalar ve genetiği oynanmış gıdalar, iyi ve kötü ayrımları, gıdaların etkisine inanmak, belirli gıdaları yasaklamak gibi konulara ilgi artırıldığında gıda ve beslenme konusunda takıntılı bireylere dönüşürüz. Gıdaların kiloyla ilişkilendirilmesi, kalori hesapları, zayıflamak için yasaklamalar, ne yersem kilo veririm ve ne yersem kilo alırım bilgilerine ilgi gösterildiğinde de kilo takıntısı ortaya çıkar.

“Ben beslenme düzenimi disipline ettim, kilolarımı verdim. Sonra disiplini bırakınca tekrar aldım. Yani kiloları aldıranda, verdiren de gıdalar ve beslenmedir.” diyen pek çok insan tanımışsınızdır. Bu durum beslenme eşittir kilolardır fikrini güçlendirir. Bu deneyim sonrası kişi beslenme ile kilo ilişkilendirmesine neden olur, ömür boyu acı yaşanılarak çözümsüz kalınacak süreç ile bir kısır döngünün içine girilir.

Gıdaları yasaklama ve sınırlama durumu sadece gıda hakkındaki inancına bir başka bilgiyle baskı uygulamıştır. Diyetlerde yapılan da sınırlamak ve yasaklamaktır, bu da beslenme ve kilo takıntısına neden olur. Diyetteki beslenme bilgilerinin kalıcı olunması isteniyorsa yapılan diyetteki beslenme bilgilerinin bilinçaltında inanca dönüştürülmesi gerekir. Bu durum yasak koyarak değil kendi doğrularımızı yeniden şekillendirerek benimsememiz demektir.

Çevresinin ona uygulanan yasaklara uymuyor olması ve kendisinin yeni beslenme düzenini inançlara dönüştürmemiş olması kısa süre sonra diyetin bırakılmasına neden olur.

Yasaklamak ve kısıtlamak yerine, bedenin ihtiyacı olan yeterli çeşit ve miktarları belirlerken bunu bir çeşit inanç olarak içselleştirirsek yeni beslenme alışkanlığımız kendi özel inançlarımıza dönüşmüş olur. Çevresindekilerin çok farklı beslenme alışkanlıkları olsa da, çok fazla tüketseler de kişi çevresinden etkilenmez. Çevresi kişinin inançlarını, kişi izin vermediği sürece etkileyemez. Tıpkı hepçil bir toplumda vegan olarak yaşayan insanların olması gibi. Bir Müslümanın Avrupa’ya yerleştiğinde, Müslüman olarak kalması gibi.

Vegan, vejetaryen, meyveyle beslenenler, çiğ beslenenler, tek ürünle beslenenler, makro biyotit beslenenlerin bir içeriğe ve nedene dayandırmış oldukları ortak inançları var olması, özel beslenme alışkanlıkları ortaya çıkarmıştır fakat diyetlerde durum farklıdır, orada bir inanca dönüşme yoktur, bir süreliğine inanılan beslenme alışkanlıkları bastırılarak yok sayılır ve yeni talimatlar geçici süre uygulanmaya çalışılır. Bu durumda kişi yalnız kalır, kendisi gibi inananlar yoktur, yasaklar sadece kendisine uygulanır gibi algılar. Çevresinin ona uygulanan yasaklara uymuyor olması ve kendisinin yeni beslenme düzenini inançlara dönüştürmemiş olması kısa süre sonra diyetin bırakılmasına neden olur.

Kişi, toplumun tükettiği çeşidin içinden kendi öğün miktarını netleştirerek belirlemelidir, kişisel olarak beslenme miktarı ve günlük öğün tekrarının bedenin ihtiyacı sınırlarında netleştirilmesi önemlidir. Toplumun içinde kendisiyle olan çatışmaları bu sayede bitirmiş ve yalnızlık, dışlanmışlık duygularından kurtulmuş olur. Yaşanılan toplumun gıda çeşitleri ile savaşmak yerine, öğün miktarının belirlenmesi daha önemlidir. Öğün miktarı toplumun tükettiği çeşitlere göre belirlendiğinde, çevrenin beslenme alışkanlıklarına ters düşülmemiş olunarak, uzun vadede beslenme sorunu yaşanmamış olunur. Öğün miktarının bedenin ihtiyacı oranında belirlenmesi, kişinin daha fazla ve gereksiz enerji almasının önüne geçecektir.

“Zayıflamada Beslenme” Kitabından Alıntıdır.