Yıllar önce genetik bilimciler, şişmanlığa neden olan genetik faktörlerin % 25-40 oranında rol oynadığını açıkladılar. İstatistiklere göre, şişman ebeveynlerin çocuklarında, ideal bedende olanlara göre şişmanlık görülmesi 2-3 kat fazladır. Ebeveynlerinin her ikisinin de şişman olması durumunda çocukların %80’ninde erişkin yaşta şişmanlık ortaya çıkıyor. Anne veya babadan biri şişman ise %40, ebeveynlerin ikisinin de ideal bedende olması durumunda ise çocuklardaki oran %10 düşüyor. Çocukluk çağında 3 ile 10 yaş arası aşırı kilolu olan çocukların %50 sinde, erişkin dönemde aşırı kilolu olma riskinin de var olduğu belirtildi.

Yukarıdaki genetik biliminin açıklamış olduğu istatistik verilerin doğruluğundan hiç şüphem yok. Gözlemlerimde de bu tarz sonuçlara çok sık rastlıyorum fakat biyolojik genetik yapının aktarılıyor olması, bilimsel gerçeğe dayanan bir açıklama değildir. Şişman olma durumunun biyolojik genetik yapıyla hiç bir ilişkisi olmayıp, düşünce biçimlerinin, alışkanlıklarının ve davranışların etkilenerek, uyumlanması ve modellenmesi ile alakalı bir durumdur. Dünya sağlık örgütü şişmanlık ve obezite nin bir psikosomatik hastalık olduğunu açıklıyor, diğer yandan genetik bilimi bunun genetik etkisinin %25-40 arası olarak açıklıyor, bu iki bilim otoriteleri kendi aralarında çelişkili durumlara düşmektedirler.

Şişmanlık ve obezlik genetik olmayıp, psikosomatik ve epigenetik bir durumdur. Kısacası bilincin bedende ürettiği sorunlar, biyolojik genlerde olmayıp, çevre ve aile faktörlerinden bilginin taklit edilmesi, model alınması, uyumlanması, etkilenmesi ve inanılması sonucu biyolojinin etkilenerek değişmesi durumunda ortaya çıkar.

İnsan beyni en kolay, modelleme yöntemiyle, çevresindeki görüntüleri, alışkanlıkları ve davranışları kopyalayarak benzemeye ve uygulamaya yönelir. Şişman ve obez olma durumu, ebeveynler, akrabalar, arkadaşlar, eşler, çevre ya da toplumun düşünce ve alışkanlıklarını, kalıtımsal şekilde modelleyerek ya da öğrenerek kişinin kendi düşüncesi ve alışkanlığıymış gibi algılamasıyla ortaya çıkar, biyolojisi ve genetiğiyle şişmanlığa ve obeziteye neden olmaz ama şişmanlık ve obezite biyolojisini ve genetiğini etkiler.

Ünlü bir biyolog olan Profesör Dr. Bruce H. Lipton da bu yönde kanıtlanmış bir laboratuvar deneyi yapmıştır: Aynı geni üç parçaya bölerek üç ayrı kaba koymuştur. Birinci kapta yağ, diğer kapta kas ve üçüncü kapta ise kan hücreleri vardır. Üçe bölünen bir gen, farklı etkilenerek kan hücresindeki kana, yağ hücresindeki yağa, kas hücresindeki de kasa dönüşmüştür. Bu da genlerin çevre etkenlerini modelleyerek değişime uğradığının bilimsel kanıtıdır.

Genetik bilimin çağımıza getirdiği birçok bilimsel gerçeklerin varlığı da diğer bir gerçektir fakat psikosomatik olarak kabul edilenlerin, genetik olarak algılanması, kişilerin karamsar, çözümsüz ve çaresiz mesajlarını inanmaları neden olmaktadır. Buradaki genetik ve epigenetik arasındaki çizgiyi iyi anlamak ve ayrıştırmak önemlidir.